logo

Corona Virüs ve Sosyal Mesafe

Türk Toplumun Sosyolojik Yapısına Göre Oluşan Sorunlar ve Olası Sonuçları Nelerdir?

Aralık ayından bu yana bütün dünyanın olduğu gibi Türkiye’nin de gündeminde olan ortak konulardan biri yeni Corona virüs, bilimsel adıyla Covid-19 virüsü. Bu yeni salgının dünya genelindeki sayılara bakıldığında oldukça hızlı bir yayılım göstermiş olduğunu söyleyebiliriz. Bugün itibariyle dünya genelinde 533.416 kişiye bulaştığı ve ne yazık ki 24.082 kişinin ise ölümüne yol açtığı belirtilmektedir. Dünya sağlık örgütü tarafından Pandemi olarak ilan edilen ve 100’ü aşkın ülkeye yayılan hastalık milyonlarca insanın yaşam tarzını bir anda değiştirdi. Milyonlarca insan evine kapandı.

Türkiye’de salgın sebebiyle başta okullar olmak üzere, alışveriş merkezleri, mağazalar, kafe ve restoranlar ikinci bir emre kadar kapatıldı. Birçok firma ve işletme faaliyetlerini durdurdu veya sınırlandırdı. Yüzbinlerce çalışan evlerinden çalışmaya başladı. Birçoğu ise ne yazık ki işlerinden çıkarıldı veya ücretsiz izne ayırıldı. Bankaların çalışma saatleri kısıtlandı ve sivil toplum örgütlerinin çalışmaları askıya alındı. Ülkedeki bütün bilimsel ve sanatsal toplantılar, kongreler, konser ve spor etkinlikleri iptal edildi. Ligler dahi ertelendi. Geçtiğimiz günlerde Japonya temmuz ayında yapılacak 2020 Olimpiyatlarının iptal edildiğini duyurdu.

Tüm bu adımların atılmasının tek bir amacı var: Sosyal Mesafe…

Sosyal mesafe kavramı aslında toplum bilim literatürü için yeni bir kavram değil. Sosyal mesafe kavramını sıklıkla toplumsal ilişkilerde bireylerin iletişim kurarken bir diğer bireyle sağladığı bedensel yakınlık veya uzaklığı ifade ederken kullanıyoruz. Diğer bir deyişle sosyal mesafe toplumsal ilişkilerimizi tanımlamak, ifade etmek için uyguladığımız oldukça yaygın bir kavram.

Sosyal mesafe corona virüs salgınıyla beraber biz bireylerin kendimizi ve diğer bireyleri bulaşı tehlikesinden korumak için kullanmaya başladığımız bir terim haline geldi.

Türkiye’de ise Latin, Akdeniz ve Doğu kültürlerinden oldukça etkilenmiş bir toplum olarak sosyal mesafenin kuzey ve Avrupa topluluklarına kıyasla daha yakın olduğu bir toplum olduğumuzu söyleyebilir.

Sevdiklerimize sarılmayı, kucaklaşmayı, sık sık tokalaşmayı ve öpüşmeyi seven toplumsal ilişkilerimizi bu şekilde tanımlayan aksi bir hareketi samimiyetsizlik, kendini beğenmişlik gibi olumsuz sıfatlarla tanımlayan bir milletiz. Dolayısıyla diğer insanlarla sosyal mesafemizi açmak açıkçası Türk toplumu açısından uygulanması zor ve sosyal ilişkilerimizi oldukça etkileyen bir durum.

Günlerdir, sağlık bakanlığı başta olmak üzere Türkiye’de birçok otorite salgının yayılımını yavaşlatmak için evde kalın çağrısı yapıyor. Evde kalmak yani “sosyal izolasyon” sürecin bir diğer önemli yönü. Bu noktada elbette sözünü ettiğimiz bu sosyal mesafe ve sosyal izolasyonun toplumsal olarak neyi ifade ettiğini ve olası etkilerine de değinmek gerekiyor.

Hepimiz evlerimize kapanmak, bütün toplantı ve randevularımızı iptal etmek her gün bir araya geldiğimiz arkadaşlarımız ve yakınlarımızla ancak telefon ile iletişim kurabilir olmak zorunda kaldık. Birçok kişi işini kaybetti veya ücretsiz izne çıkarıldı. Tabii ki söz konusun etkilerin yalnızca sosyal yaşantımızı değil ülke ekonomisini de oldukça zor durumda bıraktığını söyleyebiliriz.

İlk etapta etkilenen sosyal ilişkilerimizmiş gibi görünse de toplumsal olarak salgının en olumsuz etkilerinin ekonomimiz üzerinde görüleceğini söylemek zor değil. Haliyle gerileyen ekonominin daha uzun vadede birçok toplumsal soruna yol açacağı şüphesiz kabul edilen bir gerçek.

Kişisel bir önlem olarak sosyal izolasyon ve sosyal mesafe kavramları günümüzde gittikçe daha da bireyselleşen dünyada toplumsal çözülmelere yol açar mı sorusu akla gelmekte. Bu oldukça mümkün. Bu süreç daha küçük gruplar halinde toplumsallaşma, hasta ve yaşlı bireylere karşı yoğun bir ötekileştirme ve dışlama, ötekini önemsememe gibi sonuçlar yaratabilir. Nitekim medyada kullanılan dil sayesinde hali hazırda toplumda Çinli, yaşlı ve kronik hastalıklardan muzdarip insanlara yönelik bir ötekileştirme söz konusu.

Özellikle virüsün 65 yaş üstü bireylerde ölüme yol açtığının belirtilmesinin ardından toplumun genç kesimlerinde bastırılmış bir yaşlı nefretinin dahi ortaya çıktığını gözlemlediğimizi söyleyebiliriz. Toplumun bir kesimine yönelik bu tür ötekileştirici tutumlar toplumsal uzlaşıyı zorlaştırabilir. Bireysel olarak içe kapanma, toplumsal olaylara karşı duyarsızlıkla sonuçlanabilir.

Bunun yanı sıra toplumsal yaşantımızı bu kadar derinden etkileyen bir virüs salgınının toplumsal örgütlenme biçimlerimizi, dayanışma ve iletişim kurma yöntemlerimizi olumlu bir dönüşüme de uğratabilir. Bu süreçte yaşanan zorlukların kollektif bir çabayla aşılabileceğinin anlaşılması toplumsal olarak daha özgeci (sen merkezci) yaklaşımlar sergilememize, ekonomik kurumlarımızı daha insan merkezci bir yaklaşımla yeniden inşa etmemize, sosyal devlet kavramının öneminin tekrar kavranmasına da yol açabilir. Tabii ki bunlar daha uzun vadede görülebilecek etkiler.

Burada önemli olan alınan tüm bu bireysel önlemlerin bilhassa sosyal mesafe önleminin aslında toplumsal, kolektif olarak salgından korunmanın bir parçası olduğunu unutmamak. Aldığımız tüm bireysel önlemlerin yalnızca kendimizi değil toplumun bütününü salgın tehlikesinden koruyacağını hatırlamak. Bu tür küresel ve toplumsal tehditlerin yine toplumsal birlik ve kolektif bilinçle aşılabileceğini unutmamak gerekiyor. 

Bunun bilmeliyiz ki aramıza koymamız gereken mesafe fizikseldir, maddeseldir ancak toplumsal değildir. Toplumsal sorunlar ancak dayanışma ve empati ile aşılabilir.

Belki de bu süreçte doğanın bize verdiği mesajı da daha iyi okuma ve anlama olanağı yakalayabiliriz.

https://www.demans-rehberim.com/2020/03/30/corona-virus-ve-sosyal-mesafe/